Blog Makalesi

Bugünkü Sen Ne Kadar Geçmişinden Geliyor?

Klinik Psikolog Dr. Elif Nur Yazıcı tarafından hazırlanmıştır.

Bugünkü Sen Ne Kadar Geçmişinden Geliyor?

Bazen kendimize şu soruları sorarız

“Neden bu kadar çabuk kaygılanıyorum?”, “Neden eleştirilmek beni bu kadar etkiliyor?”, “Neden ilişkilerimde hep benzer sorunları yaşıyorum?” veya “Neden bazı durumlarda kendimi geri çekiyor, öfkeleniyor ya da olduğumdan çok daha yoğun tepki veriyorum?”

Bu soruların yanıtı her zaman yalnızca bugün yaşadıklarımızda olmayabilir.

Yetişkinlikte verdiğimiz bazı duygusal tepkiler, geçmişte yaşadığımız ve o dönemde yeterince anlamlandıramadığımız deneyimlerle bağlantılı olabilir. Çocukluk ve ergenlik yıllarında kurduğumuz ilişkiler, kendimizi ne kadar güvende hissettiğimiz, ihtiyaçlarımızın nasıl karşılandığı ve zorlayıcı deneyimlerle nasıl baş ettiğimiz; zaman içinde dünyaya, diğer insanlara ve kendimize bakışımızın bir parçası hâline gelebilir.

Bu nedenle bugünkü davranışlarımızı anlamaya çalışırken yalnızca “Şu anda ne oluyor?” sorusuna değil, bazen “Bu duygu bana nereden tanıdık geliyor?” sorusuna da bakmak gerekir.

Geçmiş Gerçekten Geçmişte Kalır mı?

Bir olayın sona ermesi, o olayın psikolojik etkisinin de mutlaka sona erdiği anlamına gelmez.

Özellikle çocukluk döneminde yaşanan yoğun ve uzun süreli zorlayıcı deneyimler, kişinin ileriki yıllardaki ruhsal iyi oluşuyla ilişkili olabilir. Dünya Sağlık Örgütü de olumsuz çocukluk deneyimlerinin kişinin yaşamı boyunca sağlık ve iyi oluş üzerinde etkiler bırakabileceğine dikkat çekmektedir.

Ancak burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekir

Her zor deneyim travma değildir ve zor bir çocukluk geçiren herkes yetişkinlikte psikolojik bir sorun yaşayacak diye bir kural yoktur.

Travma yalnızca yaşanan olayla değil, kişinin o olayı nasıl deneyimlediği ve olayın psikolojik işleyişi üzerindeki etkileriyle de ilgilidir. SAMHSA, travmayı kişinin fiziksel ya da duygusal açıdan zarar verici veya tehdit edici olarak deneyimlediği ve sonrasında işlevselliğini ya da iyi oluşunu etkileyebilen yaşantılar çerçevesinde ele almaktadır.

İki kişi benzer bir olay yaşayabilir; ancak bu olayın her ikisi üzerindeki etkisi aynı olmayabilir.

Çocukken Geliştirdiğimiz Bazı Yollar Yetişkinlikte Devam Edebilir

Bir çocuk için en temel ihtiyaçlardan biri güvende hissetmektir. Fakat çocuk her zaman yaşadığı ortamı değiştiremez. Evdeki çatışmayı durduramaz, bakım veren kişinin davranışlarını kontrol edemez veya ihtiyaç duyduğu ilgiyi kendisine sağlayamaz.

Böyle durumlarda çocuk, elindeki imkânlarla psikolojik olarak uyum sağlamaya çalışır. Çatışmadan kaçınmayı, duygularını göstermemeyi, çevresindekilerin ruh hâlini sürekli takip etmeyi, herkesi memnun etmeye çalışmayı, insanlara kolay güvenmemeyi veya kontrolü kaybetmemek için her şeyi planlamayı öğrenebilir.

Çocukluk döneminde koruyucu bir işlev taşıyan bu davranışların bazıları yetişkinlikte artık aynı işe yaramayabilir. Bir zamanlar kişinin kendisini korumasını sağlayan davranış, yıllar sonra yakın ilişkiler kurmasını zorlaştırabilir.

“Neden Bu Kadar Yoğun Tepki Verdim?”

Günlük hayatımızda bazen yaşanan olayla verdiğimiz tepkinin büyüklüğü arasında belirgin bir fark hissedebiliriz. Bir kişinin mesajımıza cevap vermemesi yoğun bir reddedilme hissi yaratabilir. Küçük bir eleştiri, “Ben zaten hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” düşüncesini tetikleyebilir. Bir tartışmada karşımızdaki kişinin ses tonunun değişmesi, beklenmedik ölçüde büyük bir kaygıya veya öfkeye neden olabilir.

Bazen bugün yaşanan olay yalnızca bugünü değil, geçmişte yaşanan başka duyguları da harekete geçirir.

Travma sonrasında bazı kişilerde yoğun kaygı, öfke, kaçınma, sürekli tetikte olma veya geçmişi hatırlatan durumlara karşı güçlü tepkiler görülebilir. Ancak bu belirtilerin varlığı tek başına travma sonrası stres bozukluğu tanısı anlamına gelmez; tanı, kapsamlı bir klinik değerlendirme gerektirir.

Amaç her davranışın arkasında travma aramak değil, kişinin yaşadığı duyguyu daha geniş bir bağlam içinde anlayabilmektir.

İlişkilerimiz Geçmişimizi Görünür Hâle Getirebilir

Geçmiş deneyimlerin etkilerini en açık biçimde gördüğümüz alanlardan biri yakın ilişkilerdir. Çünkü yakınlık, yalnızca sevgi ve bağlılık duygularını değil; kaybetme, reddedilme, terk edilme, yetersizlik ve incinme korkularını da harekete geçirebilir.

Kişi, karşısındaki insan uzaklaştığında yoğun kaygı yaşayabilir; ilişkinin biteceğine dair sürekli işaretler arayabilir; yakınlaşmak isterken aynı zamanda yakınlıktan kaçabilir; sınır koymakta zorlanabilir veya incinmemek için duygusal olarak mesafeli kalabilir.

Bu davranışlara yalnızca “yanlış ilişki seçimi” ya da “kişilik özelliği” olarak baktığımızda, altında yatan psikolojik ihtiyacı gözden kaçırabiliriz. Bazen daha anlamlı soru şudur: “Bu davranış, kişiyi neyden korumaya çalışıyor?” Bu bakış açısı davranışı haklı çıkarmak anlamına gelmez; davranışın kökenini anlamamıza yardımcı olabilir.

“Neden Böyleyim?” Yerine “Ne Yaşamış Olabilirim?”

Kendimizi anlamaya çalışırken kullandığımız dil önemlidir. “Neden böyleyim?” sorusu çoğu zaman kişinin kendisini sorun olarak görmesine neden olur. “Ben ne yaşamış olabilirim?”, “Bu tepkiyi ne zaman geliştirdim?”, “Bu davranış bir dönem beni nasıl korudu?” ve “Bugün hâlâ buna ihtiyacım var mı?” gibi sorular ise daha farklı bir kapı açabilir.

Bu yaklaşım geçmişte yaşanan her şeyi açıklamanın veya tüm sorumluluğu geçmişe bırakmanın yolu değildir. Tam tersine, bugünkü davranışlarımızın nasıl oluştuğunu anlayarak onları değiştirebilme alanımızı genişletmektir.

Geçmişimizi Anlamak, Ona Mahkûm Olduğumuz Anlamına Gelmez

Çocukluk deneyimleri önemlidir; ancak kader değildir. İnsan psikolojisi değişebilir. Yeni ilişkiler, yeni deneyimler, farkındalık ve gerektiğinde psikoterapi yoluyla kişi geçmişte geliştirdiği bazı düşünce ve davranış biçimlerini yeniden değerlendirebilir.

İyileşme, geçmişi silmek veya yaşananları hiç yaşanmamış hâle getirmek değildir. İyileşme; geçmişin bugünkü yaşamımız üzerindeki etkisini fark ederek, artık bize hizmet etmeyen örüntülerin yerine daha sağlıklı seçenekler oluşturabilmektir.

Geçmişinizi anlamak, geçmişinizi suçlamak değildir. Kendinizi daha iyi tanımaktır. Bugün verdiğiniz bazı tepkilerin nereden geldiğini anlamaya başladığınızda, aynı tepkiyi tekrar etmek zorunda olmadığınızı da fark etmeye başlayabilirsiniz. Çünkü bazen değişim, kendimize sürekli “Neden böyleyim?” diye sormaktan vazgeçip şu soruyu sormakla başlar: “Bugünkü ben, geçmişte yaşadıklarımdan neler taşıyor?”

Bu yazı bilgilendirme amacı taşımaktadır. Psikolojik değerlendirme veya psikoterapinin yerini tutmaz. Yaşadığınız duygusal güçlükler günlük yaşamınızı, ilişkilerinizi veya işlevselliğinizi etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek alabilirsiniz.